RSS Feed

Tag Archives: Pera Müzesi

Grayson Perry / Pera Müzesi

İt Ürür, “Upper Class at Bay” ve “What Things Say about Us”dan detaylar, Tuna Erdem

7 Haziran’da oy kullandıktan sonra eve dönüp bilgisayar başında beklemeyi istemedik. Sonuçların açıklanmasına daha saatler var. Hava şekerli, ferah, limonata gibiydi. Karaköy’e doğru yürüdük. Cadde boştu, tek tük arabalar geçiyordu ara sıra. Casa Galeri’nin önündeki büfeye oturduk ve kendimizi rüzgara bıraktık. Rüzgar içimizdeki heyacanı dengeledi. İyimser olduk. Yüksekkaldırım’ın bitimine tezgah açan kerhane tatlıcısını izledik. İşler iyi gidiyordu, turistler, genç erkek grupları, büyük aileler durmaksızın tatlı alıyordu. Bizim içtiğimiz çaysa pek fenaydı doğrusu, bardaklarda kalan çayı çaktırmadan çiçeklerin dibine döküp kalktık, bir tatlı da biz aldık. Bankalar Caddesi’nden Tepebaşı’na Pera Müzesi’ne doğru yürüdük. Bu heyecanlı günde yapılacak en iyi şeylerden biri Grayson Perry’nin renkli dünyasına dalmaktı.

Paraları bayılıp, çantaları kurallar icabı mecburen vestiyere emanet ettikten sonra en üst kata çıktık. Salona girer girmez karşımıza çıkan devasa rengarenk bir duvar halısı mıknatıs gibi bizi bu renk cümbüşüne çekti. Bir tür harita karşımızdaki, Gerçekler ve İnançların Haritası (Map of Truths and Beliefs, 2011). Renklerin şekerci dükkanı anımsatan çekiciliği ile, hakikatların peşinde, inançların çekiminde düşünmeden koşuşturmamız arasında kuşkusuz bir ilişki var. Acı gerçekleri ancak şeker kaplı haplarla yutabilmemiz ve inançların gözümüzü boyaması olabilir mesela bu bağlantı. Lakin bu harita yolumuzu bulmamız için değil ne denli kayıp olduğumuzu fark etmemiz için yapılmış, yine de o kadar şen şakrak ki kayıp oluşumuzdan kararmamıza, karamsarlığa kapılmamıza da izin vermiyor.

Walthamstow Tapestry, 2009

Walthamstow Tapestry, 2009, Detay

Walthamstow Tapestry, 2009, Detay

Walthamstow Tapestry, 2009, Detay

Yan duvarda ise Walthamstow Halısı var. Orijinali 15 metre uzunluğundaymış bu daha kısa bir versiyonu, gerçi karşısına geçtiğinizde kısa değil uzun, küçük değil büyük geliyor. Bir insanın doğumundan ölümüne yedi aşamasını temsil eden bir hayat öyküsü, soldan sağa ilerleyen bir anlatı var karşımızda. En solda devasa ve hayli grafik bir doğum anı resmedilmiş en sağda ise bir ölüm yatağı. Ortada irili ufaklı kimisi devasa onlarca imge, binlerce marka ismiyle dolup taşan bir mekana dağıtılmışlar. Adeta bu hayat hikayesi markalar diyarında hatta markalar çöplüğünde geçiyor, bir tüketim toplumu bireyinin yaşamını betimliyor. Parlak renkler ve karikatürize çizimlerin yarattığı neşeli genel atmosfer, tatlı yaşlı teyzenin altına sıçmakta olduğunu fark ettiğiniz detaylara kadar sürüyor. Bir yandan dini ikonaları da çağrıştıran bir üslup var genelde. Chanel çantasını göğsüne sıkı sıkı bastırmış, Hermes eşarbı başında, gözleri yerde sarışın kadın mesela, bir tür modern Meryem Ana çağrışımı taşıyor. Elinde sustalısı köşebaşında bela bekleyen çete mensubu kot ceket ve pantolonlu genç oğlan, başındaki halenin de etkisiyle bir aziz tablosundan fırlamış gibi. Kan denizinde giden gemi ise Nuh’un gemisi olabileceği gibi İngilizce’de çok bilindik “aptallar gemisi” çağrışımlarını da alıyor terkisine. Marka isimlerinin yanısıra minik arabalar, evler, çiçekler, hayvanlar, uçaklar, nutuk atanlar, keskin nişancılar, demir dövenler, cenaze arabası sürenler, at binenler kılıç kuşananlar, çamaşır yıkayanlar, çalgı çalanlar, kafayı bulanlar gibi binbir çeşit figure, herbiri ayrı bir tablo kadar ilginç, büyüteç altında incelenmeyi bekliyor ama tamamına tek tek bakmak ne kadar mümkün o tartışma konusu.

Bizde bu Teyzeler Sosyal Medyada Alay Konusu Oluyor, Oysa İngiltere'de Sanat Konusu Oluyor, Halı Konusu Oluyor, Walthamstow Tapestry, 2009, Detay, Tuna Erdem

Bizde bu Teyzeler Sosyal Medyada Alay Konusu Oluyor, Oysa İngiltere’de Sanat Konusu Oluyor, Halı Konusu Oluyor, Walthamstow Tapestry, Detay, Tuna Erdem

Bir sonraki kat, sınıf ayrmının zevk farkına yansımalarını irdeleyen The Vanity of Small Differences (Küçük Farklılıkların Kibri) çalışmasına ayrılmış. Bu çalışma devasa boyutlarda 6 duvar halısından ve Channel 4 için hazırlanmış All in the Best Possible Taste with Grayson Perry (Grayson Perry ile En İncesinden bir Zevkle) isimli üç bölümlük bir televizyon programından oluşuyor. Bu program, halıların yaratım sürecini anlatarak, sadece kusursuz sonucu sergilemeye odaklı sanat analayışından Perry’i ayırdığı gibi, popüler televizyon programı formatını, “yüksek sanat”la buluşturuyor. Zaten Perry’nin kimi çanaklarını, kendisiyle ilgili eleştirlerden cümlelerle süslediği de düşünülürse hem yaratıcı süreci hem de eleştirel süreci getirip eserin içine kattığını, zannattın sınırında sayılan bir formu çağdaş sanata taşıyarak, tüm bu ayrımları yok sayıp, tüm süreçleri tek hamur haline getirip biçimlendirdiği söylenebilir.

Ortada Kuyu Var Yandan Geç, The Annunciation of the Virgin Deal'den Detay, Tuna Erdem

Ortada Kuyu Var Yandan Geç, The Annunciation of the Virgin Deal’den Detay, Tuna Erdem

Bu televizyon belgeselini izlediğimizde görüyoruz ki Perry,  işçi sınıfına, orta sınıfa ve aristokrasiye mensup kişilerle bir araya geliyor, evlerine giriyor, sohbet ediyor ve bir antropolog gibi ya da belki de bir hayvan bilimci gibi belirli “tür”lerin yaşam zevklerinin nasıl oluştuğunu tespit etmeye çalışıyor. Neden bazı nesneleri diğerlerinden daha güzel, daha kıymetli, bize daha uygun buluyoruz? Zevklerimiz hayatımızla ve sınıfımızla ilgili ne anlatıyor? Etrafımıza doldurduğumuz bu nesneleri, yediğimiz yiyecekleri, kullandığımız otomobilleri, giydiğimiz markaları gerçekten seçen özgün ve özgür iradeli kişiler miyiz yoksa hasbelkader etrafımızı çevrelemiş bu nesnelerin içinde başlayan yaşamımızın gayriihtiyari bir sonucu muyuz? Gerçek hayatlardan bulup çıkarılan bu nesneler, insanlar ve hareketler halılara taşınıyor.

Perry, tıpkı hayran olduğu İngiliz ressam Hogarth’ın 1733’te yaptığı A Rake’s Progress başlıklı 8 tabloluk serisinde Tom Rakewell isimli karakterin hayatını anlatmış olduğu gibi, bu kez Tim Rakewell isimli karakterin hayatını anlatıyor. Kendi zevkleriyle kuvvetle bağlandığı sanat tarihine verdiği referanslarla, dini hikayelerden ve bunların defalarca kez resmedildiği tablolardan esinlenen mizansenlerle ve bu mizanseni kafa karıştıran bir tezatla bezeyen çizgi roman estetiğindeki görsel anlatımla, gerçek hayatın takibi ve temsiliyle, çiçekleri resmetmese de rengarenk halleriyle adeta Foucault’nun sözünü ettiği İran bahçelerini hatırlatan bu halıların, bambaşka hayatların ve mekanların eşzamanlı sonsuzluğuna açılan heterotopyalar olduğunu söylemek çok mümkün.

Bu eşzamanlılık İngiltere’de aristokratik gelenekten gelen ve üst sınıfa ait bir form sayılan duvar halılarına bakan Türkiye’lilerin, ister istemez bambaşka bir kültürel ve sınıfsal izdüşümü hatırlamalarında da yaşanıyor. Gelgelelim Pera Müzesi gibi “beyaz kutu” sanat sergileme alanları, sanat yapıtının bağlamdan bağımsız, evrensel değerine inanıyor, bu değeri yüceltiyor, paketliyor ve sergiliyor. Bu bakış açısına göre Grayson Perry’nin işleri, ister üretildikleri İngiltere’de ister Türkiye’de İstanbul’da Beyoğlu’nda sergilensin son tahlilde beyaz duvarlara asılan aynı duvar halıları, cam kutulara konan aynı seramik vazolardır.

“Küçük Farklılıkların Kibri” Beyaz Kutuda

Öte yandan steril sergileme alanlarında seramik çömlekler cam kutu içine yerleştiğinde, güncel sanattan ziyade, ele geçirildikleri coğrafyada sergilenen arkeolojik buluntuların yersiz yurtsuzluklarını hatırlatıyor. Bu noktada Perry’nin çömleklerinden birinin üstünde “çömlekcilik yeni video” lafını okumanın ironisi artıyor. Çok moda olmuş “birşey başka bir şeyin yenisi” anlamında kullanılan İngilizce kalıbın içinin ne derece boşaltılmış olduğunu vurgulayan muhteşem bir cümle bu. Ama özellikle de beyaz kutu müzenin içinde, cam kutuda sergilenen bir çömleğin üstünde iyice belirginleşiyor vurgusu. Cümleyi sarf eden kişi -ki bu çömlekteki bütün cümleler Perry hakkında medyada yapılmış yorumlardan oluşuyor- çağdaş sanatın taş çatlasa 10 yıllık bir diliminin içinden konuşuyor ve her formu kullanan, formda uzmanlaşmaya gidilmeyen bir alan olan çağdaş sanatta seramiğin yerinin son yıllarda videonunki kadar yaygınlaştığını ifade ediyor. Kendi alanında illa ki yanlış olmayabilecek bir yorum- gerçi doğrulanmış da değil henüz. Lakin dünya tarihi perspektifinden bakıldığında- ki cam kutuda müzede sergileme tam da bu perspektifi çağrıştırıyor- çömlekçiliğin dünyanın en eski sanat formu olduğunu hatırlamamak, videonun eski, çömleğin yeni olarak adlandırılmasını tuhafsamamak mümkün değil.

Taste and Democracy, 2004

Taste and Democracy, 2004

Halılardan ve seramiklerden gözümüzü almayı başarabildiğimizde gördüğümüz haritalar var ki belki onlara da Celal Salik’i hatırlayarak zihnin bahçeleri demeli. Perry’nin uzun seneler devam ettiği psikoterapi sürecinin parçası sayılabilecek bu haritalarda serbest çağrışımla dile gelen kelimeler kah beynin iki yarım küresini hatırlatan topoğrafyalara serpiştiriliyor, kah yüzlerce tarafın birbiriyle mücadele ettiği bir savaşı resmediyor. Bu savaş topyekün bir yokoluşla sonuçlanmayacak gibi görünse de çizgilerin naifliğinin hatırlattığı gibi çocukça bir inatla devam edecek, yaşadığımız anı geçmiş çağlara atfettiğimiz ilkellikle tasvir etmek hep mümkün olacak.

Print for a Politician, 2005

Print for a Politician, 2005

İşlerin kışkırtıcılığı ile sergileme ortamının sterilliği arasındaki tezat aklımızı kurcaladığında Grayson Perry’nin zevk ile sınıf arasındaki ilişkiye büyüteç tutmasından feyz alarak biz de sormalıyız: üst sınıfların zevki gerçekten de evrensel midir? Bu beyaz kutularda dolaşan evrensel kabul görmüş sanat mıdır üst sınıfların zevki? Ya da acaba tam da bağlamından koparılarak üst sınıflaştırılmakta mıdır? Zira birkaç gün sonra dinlemeye gittiğimiz Grayson Perry uzmanı sanat tarihçisi Jacky Klein’in Pera Müzesi’nde yaptığı “Duvar Halısı, Zevk ve Oyuncak Ayılar” başlıklı konuşması, hali, tavrı ve zevki, Pera Müzesi müdavimi dinleyicilerinkiyle fena halde örtüşüyor gibiydi. Bizim açımızdan konuşmanın can alıcı merkezi, Grayson Perry’nin açık travestiliği oldu. Bu zevksiz durum nasıl konuşulacak, nasıl ele alınacak?

Şöyle oldu: Perry’nin biyografisinin de yazarı olan Klein, Perry’nin eşinin terapist olduğunu ancak eşine “bu konuda bana yaslanma” dediği için Perry’nin 6 yıl bir başka terapiste gittiğini söyledikten hemen sonra “işte tam bu nokta bir ara verip Grayon Perry’nin travestiliğinden söz etmek için iyi bir nokta” diyerek konuya daldı. Böylece çaktırmadan da olsa travestiliği psikanalitik bir sorun olarak formüle etmeyi başardı. Bir yandan “mutlu bir evliliği olan heteroseksüel bir erkek neden böyle giyinmek ister diye sorabilirsiniz” diye şahsen bizim asla sormayacağımız bir soruyu bize mal etti. “12 yaşından beri yapıyor; ilk kez kızkardeşinin bale kıyafetlerini giymiş” gibi bilgileri vermesini “bunu bir performans sanmayın son derece gerçek” uyarısına kanıt olarak sundu ama sonra “gerçeği” fazla abartıp kendisini transeksüel de sanmayalım diye “sadece kıyafetlerini değiştiriyor öyle ayrı bir kadın personası yok” diye de uyardı. Bu konuyu tekrar “kadın olmak istemiyor, dikkat çekmek istiyor çok güzelsin lafını duymak istiyor” diyerek gündeme getirdi. Sonra bunun konuyu hafife almak sayılmaması gerektiğini “kadın kıyafetleri giymek alay edilen bir şeyken bunu yapmak zorunda hissetmenin” zorluğundan dem vurdu. Ama bu kez de kostümlerini yanlış anlarız korkusuyla “ama öyle şık olayım, modaya uyayım gibi dertleri yok komik gözükmekten rahatsız olmuyor” da dedi. Bu metronom gibi bir uçtan bir uca sallanan mevzuu “aslında bakmayın gayet muhafazakar biridir” gibi bir noktaya bağlandı ve tam o sırada arkadaki perdeye yansıyan Grayson Perry’nin kadın kıyafetli fotoğrafına seyirci gönül rahatlığıyla güldü.

Yedinin Biri, Walthamstow Tapestry'den Detay, Tuna Erdem

Yedinin Biri, Walthamstow Tapestry’den Detay, Tuna Erdem

Travestiliği “sıradışı sanatçı” kişiliği paketine sokulup halı ve çömleklerinden ayrılsa da, kostümlerini tasarlayan, bunları ödül töreni gibi sahne alacağı etkinliklerde performansa dönüştürerek sergileyen Perry’nin, kadın kıyafetlerine bürünmesini sanatının bir parçası olarak değerlendirmek en azından mümkün. Öte yandan bizim dikkatimizi çeken başka bir nokta Perry’nin kadın kıyafetinden ziyade küçük kız kıyafetleri giymesi ve tarzının bariz biçimde “drag queen” üslubunu anımsatmasına rağmen “drag” kelimesinin bir kez bile kullanılmamış olması. Oysa misal belgesellerde Grayson Perry’nin“kravat ceket giydiğimde kadın kıyafetleri giydiğim zamankinden çok daha fazla kendimi ‘drag’ hissediyorum” gibi beyanatları var. Yani bu işlerde beyan esas olduğuna göre, Perry’nin kendisinin yaptığını “drag” olarak adlandırmasının da kale alınması, hatta yorumun buradan ilerlemesi gerekmez mi?

Perry’nin kışkırtıcılığının ortamın nezihliğiyle biraz olsun sürtüşme yaşamasına, bu konuşma sırasında dinleyicilerin konuşmacının sözünü keserek müdahil olma ihtiyacı hissetmesi ile rast gelmiş olduk. Bir noktada dinleyicilerden biri “travesti değil transvesti” demelisiniz dedi Kelly’e. Başka bir noktada, başka bir dinleyici ise Kelly’nin çevirmenine müdahale ederek, “arkadaş” olarak çevirdiği kelimenin aslında “kızarkadaş” olduğunu hatırlattı. İki uyarı biraraya geldiğinde hem cinsel yönelim hem de cinsiyet kimliğinin dile gelişinin ne denli diken üstü konular olduğu bir kez daha anlaşıldı. Nitekim müdahale görmeyen başka bir çeviri sorunu, sonradan bizim de aklımıza takılıp, içimize dert oldu: yıllardır “açılmak” olarak çevrilegelen “coming out” deyişinin, “ifşa” olarak çevrilmesi zaten temayüle uygun değil ama işin ruhuna da, ne denli aykırı olduğu fark edilmeden geçip gitmiş oldu.

Sonuçta toplumsal cinsiyet ve trans şemsiyesinin tonları genel geçer bakış açısını handiyse quantum fiziği kadar aşan ve uzmanlık gerektiren bir bilgi. İşin kötüsü kuantum fiziğinin aksine, kimse haddini aşan bir konu olduğunu da düşünmüyor. Hal böyleyken, konunun daha fazla tatsızlık çıkmadan “hoş” bir gülümsemeyle geçilmiş olmasına sevinmek, hatta herşeye rağmen konunun gündeme gelmiş olmasına da şükretmek gerek sanırım. Sonuçta halılar ve çömleklerle yetinip bu mevzuya hiç değinmemek, duvarların beyazlığına yaraşır bir sterillik olabilirdi pekala.

PS: Sergiyi kaçıranlar Art International’in istifleme fuar anlayışında, bir ucundan bir şeylerini yakalayabileceklermiş Perry’nin. Şansınız yaver gider de o hayhuyda bulursanız ne ala. Çömlekler belki zor ama halılar hem büyük hem renkli olmaları hasebiyle aradan sıyrılırlar. Öte yandan Pera Müzesi’ndeki sergi, Ankara’daki ruh ikizi CerModern’e taşınıyor. 11 Eylül’den 8 Kasım’a kadar görülebilir.

Grayson Perry

Grayson Perry “Coming Out” (Açılma) kostümüyle

Advertisements