RSS Feed

Tag Archives: hyperrealism

Venedik Bienali 2 / Carole Feuerman

IMG_1075

Biz ilk kez geliyoruz belki ama Venedik Bienali’nin her sene aynı mekanlarda tekrarlanıyor olmasının etkisini yine de hissedebiliyoruz. Ülke pavyonları aynı binalara kilitli, karma sergi hep Arsenal’de falan olunca işlerin, hele de enstelasyonların içinde yer aldıkları şehirle diyalogu kesiliyor sanki. Oysa bu şehrin kendisi bir sanat eseri, zira organik biçimde gelişmiş değil yapılmış, yaratılmış bir şehir. Las Vegas’ın çöl ile ilişkisi ne ise Venedik’in su ile ilişkisi o ve Las Vegas’ın kumar ile ilişkisi ne ise Venedik’in de sanat ile ilişkisi o. Evlerin mimarisinden, kiliselerin içlerindeki nice ustanın imzasını taşıyan resimlerle heykellere kadar, bienal zamanı olsun olmasın aslen bir sergi mekanı burası. Daima kaybolma zaruretiyle de bitmek bilmeyen bir deneyim alanı.

Elbette bienalin şehre dağılan kısımları da var. Hatta kimi pavyonlar, kaybolduğunuzda yanlışlıkla karşınıza çıkarak varoluyorlar. Hayli ses getiren, sudan çıkıp binayı kavrayan dev eller gibi işler kuşkusuz bu şehir için, bu şehre hitaben yapılmışlar ama bu çoğunluğun kendi içine kapalı mekanlardaki kilitlenmişliğini değiştirmiyor, istisnalar kaideyi bozmuyor. Ülke pavyonları minik birer konsolosluk gibi Venedik’te kendi ülke topraklarını var ediyor, içine de zaman zaman Turizm ve Kültür Bakanlığı’nın resmi faliyetini andıran bir tanıtıcı eser koyuyorlar. Kendilerini temsil etmek, oldukları yerle diyaloğa girmekten daha ön plana geçiyor.

Bu açıdan bakıldığında Bienal’in ana mekanlarından “Bahçeler”e deniz kenarından yürüyerek ulaşmaya çalışırken, önünden geçmek durumunda olduğumuz bir sergi, Bienal’in bir parçası olmasa da, Venedik ile, bienal içi sergilerin çoğundan daha başarılı bir diyaloğa giriyor.

Carole Feuerman hiperrealist heykelleriyle ünlü Amerikalı bir sanatçı. Heykelleri lolipoplar kadar renkli ve parlak, aynı zamanda çok da seksi. Fakat cazibeleri bir yandan da, sanatçının, heykelin çağrıştırdığı ağırlık ve durağanlığın aksine akışkan bir materyale yani suya odaklanmasından ileri geliyor.

Feuerman’ın heykelleriyle ilk kez 2013’te Contemporary Istanbul’da karşılaştık. Art arda sıralanan, separatörlerle birbirinden ayrılmış beyaz kutuların içinde yığın yığın sergilenen işlerin ve muazzam  bir insan kalabalığın arasında, geri çekilip bakmaya bile fırsat olmadan gördüğümüz bu heykeller, kalabalık bir oyuncakçı dükkanındaki göz alıcı oyuncağa uzaktan bakmışız gibi bir his bırakmıştı bizde. Heykellere çekildik ama yanlarına gidemedik. Şimdi tekrar Venedik’te karşımıza çıktılar ve burda ne kadar farklılar.IMG_1074

IMG_1084

Bir kere cehennemi sıcaktan kurtulabildiğimiz ağaçlı bir vaha gibi küçük bir parka yerleştirilmişler. Sahil yolunun yekpare beyazına çarpıp gözlerimizi alan acımasız gün ışığı, gölge ve serin parkın içine dağılmış aynalı toplardan yansıdığında apaçık ve karşı konulamaz bir çağrıya dönüşüyor. Bu aynalı topların üzerinde rengarenk deniz toplarıyla, parlak deniz simitleriyle hemhal olmuş, daha demin denizden çıkmış, ıslak mayolu, bedenlerindeki su damlaları henüz kurumamış kadın heykelleri yükseliyor. Gözleri kapalı bu kadınlar, sakin ve mutlular, hayatlarından zevk aldıkları bir andalar. Suyun etrafında biriktirdiğimiz tüm hikayelere ermiş gibiler. Saf, temizleyen, birleştiren, yaşamın ilk evini kuran su. Bir öğle vakti, denizde güneşin izlerini kovalayan, ışıkta mı suda mı yüzerek yorulduğunu bilmeyen ve karaya çıktıktan sonra nefesinin sakinleşmesini beklerken kısık gözlerle hala denizi izleyen her bedenin bildiği gibi gençleşmişler ve yenilenmişler. Kısa bir süreliğine, denizden karaya çıkmış ve hayatı kazanmış bir yaşam formundan başka birşey olamadıkları için özgürler.

Sudan müteşekkil bir şehirde kavrulmaya mahkum bedenlerimizle orada dikilip neden bu yüzücülerin heykellerine bakıyoruz da, şu iki adım ötedeki denize kendimizi atamıyoruz diye düşünüyoruz. Venedik’te de deniz, İstanbul’da olduğu gibi varlığıyla mekana hükmediyor ama kendini seyirlik hale getirmiş insanları içine almıyor artık. Maalesef evimizi zehirledik, şu heykellerin aldığı zevken mahrum ettik kendimizi. Onların gerçeğine ulaşamadığımızda, ağaçların arasından görünen Venedik evlerinin yarattığı fonda, sere serpe uzanan bu devasa heykeller tüm hipergerçekliklerinden soyunuyor ve bir rüya gibi uzaklaşıyorlar bizden. Bu rüyaya bakarken parayla aldığımız şişe suyu içip serinlemeye çalışıyoruz.

IMG_1093

IMG_1082IMG_1085

Advertisements