RSS Feed

Venedik Bienali 3 / Rusya Pavyonu

IMG_4600

Hayatımızda ilk kez gittiğimiz Venedik Bienali’nin iki ana mekanından biri olan Venedik Bahçeleri’ne dalıyor ve aklımızda en iyi pavyon ödülünü kapmış Alman pavyonuna ermek olduğundan, düz gitmektense sola sapıyoruz. Venedik’in Haziran başında bile cehennemi olabilen sıcağından sonra ağaçların serinliğinde canlanıyor, bu huzurlu bahçede sıra sıra dizilen farklı mimarideki malikaneleri andıran ülke pavyonlarından hangisine girsek diye bakınarak yürüyoruz ki, bir müzik sesi kararımızı vermemizi sağlıyor. Fareli köyün kavalcısını takip edercesine sonradan Dmitri Kourliandski’ye ait olduğunu öğreneceğimiz müziğin peşinden gidiyor ve Rusya pavyonun basamaklarını tırmanıyoruz.

İçerdeki büyülü atmosfere adım attığımız an dışarısı tamamen yok oluyor, adeta kapı eşiğinden değil de bir ‘portal’dan geçmiş, başka bir dünyaya gelmişiz. Karanlık, mekana dağılmış, spotlarla aşağıdan aydınlatılmış beyaz heykeller parlarken, arkalarına da devasa kara gölgelerini düşürüyorlar. Daha sonra tekrar tekrar göreceğimiz göz tırmalayıcı beyaz duvarların yokluğunun bile ne büyük bir artı olduğunun henüz farkında değiliz. Ortam eski çağlara dair bir şamanik mağaraya yerleştirilmiş putların arasında olduğunuz izlenimini bırakıyor, daha doğrusu, büyük gölgeler eski çağları anımsatsa da, mekanik parçalardan müteşekkil heykeller çağdaş mitoloji olarak da bilinen fantazi türünden bir dizide olduğumuzu düşündürüyor. Heykel, enstalasyon, video ve sesi bir araya getiren bir gösteride, tarihsel çağlar zannettiğimiz katmanlar üst üste biniyor, zaman çöküp yassılaşıyor.

IMG_1110

Ve insanlık tarihinin ezildiği bu sahnede, ortak tarihimizi özetleyen iktidar problemlerimizi buluyoruz. Tam karşımızda eşiğinden gözüken, yine karanlıkta parlayan bembeyaz ışıklarla bizi çağıran odada, dev meşum bir totaliter rejim ambleminin altında, binlerce minik beyaz askerin ilerlemekte olduğunu görüyoruz. Yoksa bunlar asker değil de yumrukları hava da yürüyen bir kalabalık mı? Arter’deki Chapman’lerin sergisinde alt kattaki işler gibi hayal ediniz bu askerleri: minyatür ama çoklar ve fakat bunlar bir de beyaz mı beyazlar. Çift başlı bir kuştan müteşekkil amblemin ise, duvara düşüyor kara gölgesi, her nasılsa tüfek formunda. Asker kalabalığı odayı kapladığından izleyiciye çok yer yok dönüyoruz bir süre sonra putların arasına ve dönmemizle birlikte beyaz neon ışıklarından kalabalıklar duvarlarda hızla koşmaya başlıyor ,göklerde uçan tuhaf cisimler, yerlerden onlara namlu çeviren askerlerden kaçınıyor. Bir süre sonra veya ilk anda, artık kişiden kişiye değişir, herhalde bu ışıktan uçuşan figürlerin içerdeki odanın minyatüründeki detayların aynısı olduğunu fark ediyoruz. Odada taş kesenler, buradaki duvarlarda ele geçmez ışığın hareketindeler.

IMG_1126

Aslen ışıkla yapılan işlerden haz etmediğimi söylemeliyim bana vaktiyle Sultanahmet’te geceleri yapılan ışık ve ses gösterilerini andırıyor, dijital teknolojinin algoritmalarıyla bezense de, aynı ucuzlukta bulmaktan kendimi alamıyorum. Lakin “işte demek ki bundan önce sahiden de ucuzunu görmüşüm” diyorum kendime. Bir yandan da bu putperest odadaki hareketi takip edebilmek için elimde cep telefonu adeta bir semazen gibi dönüyorum.

Salonun ortasındaki merdivenlerden aşağı indiğimizdeyse bir takım karmaşık koridorlara düşüyor ve sadece akıllı telefonlara indirilen bir uygulama sayesinde açığa çıkan donuk insan figürleri görüyoruz. Yukardakilerin aksine bu figürler canlanmayacaklar, hapsedildikleri bu boşlukta, bu buzdan cehennemde ebediyen kalacakmış gibiler.

Çağdaş sanattan asıl beklenen bir deneyim sunmasıysa eğer, ki bizce öyle,  Semyon Mikhailovsky’nin küratörü olduğu “Theatrum Orbis” (Dünyanın Tiyatrosu) isimli bu pavyondaki,  Grisha Bruskin imzalı “Scene Change” (Sahne Değişimi) isimli bu işin deneyimini dört dörtlük buluyoruz. Hem de fikrin orjinalliğinden değil, uygulamanın kusursuzluğundan geliyor bu: daha yeni Londra’da Whitechapel Gallery’de, çok daha da büyük bir mekanda heykellerin gölgelerini arkaya vurdurarak benzer bir etki yaratmaya çalışan “Medium Median” diye bir iş gördük mesela, hiç olmamıştı. Bu olmuş.

IMG_1117

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: