RSS Feed

Monthly Archives: February 2013

Seza Paker / Sea of Tranquility / GALERIST

sezapaker5 sezapaker6

Varèse seslerin özgürleşmesi makalesinde zihnindeki imgeleri kağıda dökerken yaşadığı zorluklardan, notasyonun ona yetmeyişinden, sesleri ifade edebilecek yeni araçlara ihtiyaç duyduğundan bahseder. Elektronik müzikten sound art’a performansçının iktidar alanından, dinleyicinin konumuna dair çeşitli sorulara uzanan bu makalenin benim için en can alıcı noktası Varèse’in zihninin içindeki ses hareketlerini ve ilişkilerini tasvir ettiği bölümdür. Düzlemler ve cisimler olarak hayal ettiği seslerin birbirlerinin içinden geçebildiği ya da bazen çarpıştıklarında yönlerinin, hızlarının değiştiği bu dünya bana o kadar yabancı gelir ki makaleyi her okuyuşumda ne denli temel bir noktada farklı olduğumuzu farkedip heyecanlanırım. Varèse’in tasvir ettiği bu dünyaya düşünce dünyası demek doğru olmaz, bu daha ziyade düşüncelerin ruhu olabilecek imgelerin dünyasıdır. Benim için sesler sıcaklıkla, ışıkla ve karanlıkla ilişkilidir, kendi halime bırakıldığımda onları geometrik şekiller olarak hayal etmek bana uzaktır. Yine de Varèse’i okuyunca anlayabilirim, ama öncelikle farklı olduğumuzu farkederim. Bu farklılığı farketmek kanımca iki şeye yarar; öncelikle kendime özgü olana sahip çıkabilmeme, sonra da farklı olanı zenginleştirici bir deneyim olarak yaşayabilmeme. Zira öznel imge dünyalarını karşılaştırmak, birbirimize anlattığımız rüyaların hangisinin daha güzel, daha yetkin, daha başarılı olduğunu tartışmak kadar nafile ve saçmadır.

Farklılıktan alabildiğine korkulduğunda, benzerlik ve hatta birlik ısrarla teşvik edildiğinde, insanlar sabah okudukları gazeteler gibi konuştuğunda, hayat, aynı yöne giden binlerce arabanın ağır ağır süründüğü trafikte beklemek gibi boğucu olur. Böyle bir gerçeklikte farklılık ferahlatıcıdır, bir tek bahar sabahlarında dokunabildiğim bir serinlik gibi.

Seza Paker’in işleri tam da böyle bir serinlik gibi çarptı bana.

sezapaker4a

Bu sergide, bazen tek başına sergilenen, bazen de bir seri olarak kurgulanmış fotoğrafların kaydettiği anlar, geniş bir zaman aralığından devşirilmişlerdi. Şüphesiz fotoğraflara eşlik eden çizimler ya da bambaşka dokulardaki nesnelerin biraraya getirildiği kolajlar da yine birbirine komşu olmayan anlarda üretilmişlerdi. Yani sergi, nerden baksak birkaç onyıla yayılan bir süreçte gelip geçmiş anların ya da anıların kompoze edildiği bir bütünlük olarak okunabilir. Gerek bu bütünlüğü sağlayan gerekse tekil işlerin parçalarını birbirine bağlayan ilişkiler ağı incecik de olsa net bir kesinlik olarak varlığını hissettiriyor ama ayağımıza dolanmıyor. Zira sanatçı nesneleri, renkleri ve anları çağrışımlarla, yansımalarla ve hafif dokunuşlarla biraraya getirirken aktardığı fikri dayatmaksızın, izleyiciyi hapsetmeyecek bir açıklık ve zerafetle sunmuş.

sezapaker2 sezapaker1

Sahaflarda eski fotoğraflara bakmanın, facebook’da tanımadığın insanların foto albümlerinde dolanmanın, anneanenin sandığında bir tomar sararmış gençlik fotoğrafı bulmanın hatta bulurum umuduyla sandıkları karıştırmanın hazzı var bir yandan bu fotoğraf dizilerinde. Diğer yandan Roland Barthes’ın fotoğrafta herkesi kendi özel canevinden vuran detay olarak tarif ettiği punctumu, yani alabildiğine öznel olanı paylaşılır kılıyorlar.

Kalabalık bir fotoğraftaki tek bir figürün üzerindeki kırmızı elbisenin detayını punctum kabul ederek tekrar baktık fotoğrafa, kendi punctumumuz bu olmasa da. Bu detaydaki çizgileri, gölgeleri, tonların hareketini izleyip eteğin hangi küçük parçasına odaklandığımızı aradık. Bulamadık, ama ne önemi var. Yanyana sıralanmış bir dizi eski fotoğraftaki hikayenin farklı versiyonlarını birbirimize anlatırken kendi kadrajımıza yepyeni bir buluşma sığdırdık. 7 kelimenin 7 imge ile eşleştirildiği kurguyu izlerken kelimenin çağrıştırdıklarını arayarak baktığımızdan kareye, kendi gözümüzle göreceklerimizden bambaşka şeyler gördük. Bir yandan punctumun önceden açıklanıp, fotoğrafın sonradan gösterildiği sofistike bir oyun oynadık, bir yandan da zihnimizde hareketlenen sözcükleri ve anıları takip ettik. Kelimeler imgelere pamuk ipliği ile bağlıyken anlaşabilmemizin ne büyük bir mucize olduğunu hatırladık. Ya da anlaşamamamızın o kadar da önemli olmadığını. Deniz kıyısından toplayıp eve getirmekten çok hoşlandığımız rengarenk taşların nasıl ölçülebileceğini düşündük. Soyut ve somutu birbirine bağlayan çizgide ilerlerken bir kolajda Feldman’ı, bir fotoğraf dizisinde Blow-Up’ı hatırladık. Velhasıl ferah ferah sığabildiğimiz boşluklarda adeta bir oyun alanına davet edilmişiz gibi dolaştık.

Sergiden çıkıp İstiklal Caddesi’nin keşmekeşine daldığımızda arkamızda bıraktığımızın bir huzur denizi olduğuna emin iyice olduk. Orada haftalarca sakin sakin durmuştu ve maalesef son gününe yetiştiğimiz için bir daha ziyaret etmemiz mümkün olmadı.

sezapaker7

Advertisements